Bir Ailenin Gerçeklikten Kopuşu; Burari Vakası Üzerinden Kolektif Psikozu Tanımak

Bir Ailenin Gerçeklikten Kopuşu; Burari Vakası Üzerinden Kolektif Psikozu Tanımak

Bir Ailenin Gerçeklikten Kopuşu; Burari Vakası Üzerinden Kolektif Psikozu Tanımak

Virüsleri bilirsiniz tedavi edilmediği müddetçe insandan insana yayılır. Bireyler her ne kadar kendilerini savunmaya kalkarsa kalksın virüsler bir yol bularak bir bedenden başka bir bedene girerler. Peki bu fizyolojik örneği insan zihninde de görmek mümkün müdür? Cevap evet. Beden gibi zihin de etkilenir, bir inanç bir korku ya da bir sanrı bir kişiden başkasına geçerek çoğalabilir. Tam bu noktada kolektif psikoloji karşımıza çıkar. Kolektif psikolojiye örnek gösterebileceğimiz birçok durum vardır; stres, travma, genetik faktörler gibi... Ancak ben bu yazımda iyileştirilemeyen bir psikoz vakasının nasıl kolektif boyuta taşınabileceğini, yani birden fazla kişiyi nasıl etkileyip birlikte gerçeklikten kopmalarına yol açtığına odaklanmak istiyorum.

Psikoz, bireyin gerçekliği algılayışında belirgin bozulmaların yaşandığı; sanrı, halüsinasyon ve düşünce dağınıklığı gibi belirtilerle karakterize edilen ciddi bir zihinsel durumdur. Psikozun en belirgin özelliklerinden biri ise halüsinasyonlardır; yani aslında kişi var olmayan şeyleri duyabilir, görebilir ya da hissedebilir. Etrafında kimse yokken sesler duymak ya da gerçek dışı görüntüler görmek bu durumu örnek verilebilir. Bunun yanı sıra psikozun bir diğer belirgin özelliği ise sanrılardır. Sanrı kişinin gerçeklikle bağdaşmayan ama kendisi için kesin doğrular olarak kabul ettiği inançlardır. Mesela bir kişinin izlendiğine ya da başkalarının ona zarar vermeye çalıştığına inanması gibi (APA, 2013).

2018 yılında Hindistan’ın Delhi şehrinin Burari semtinde yaşanan toplu ölüm vakası, bazı uzmanlar tarafından bir “kolektif psikoz” örneği olarak değerlendirilmiştir. 11 kişiden oluşan Chundawat ailesi bir sabah dükkanlarını açmamaları üzerine komşular tarafından merak edilerek evlerinde kontrol edilmiş ve korkunç bir manzara ile karşılaşılmıştır. Evde, 10 kişi tavana asılı halde, 1 kişi ise yerde boğularak ölmüş şekilde bulunmuştur.

Olayın ilk incelemesinde polis, bunun bir cinayet olabileceğini düşünmüş; ancak yapılan araştırmalar sonucu cinayete dair hiçbir fiziksel delil bulunamamıştır. Evde bulunan günlükler, vakayı farklı bir boyuta taşımıştır. Bu günlüklerde aile bireylerine ne yapmaları gerektiği, hangi davranışların “hata” sayıldığı ve belirli ritüellerin nasıl gerçekleştirileceğine dair ayrıntılı talimatlar yer almaktadır. Son yazılan günlükte ise, “ağaç dalları gibi tavana iple bağlanmaları”, ellerinin, ayaklarının ve gözlerinin bağlanması gerektiğine dair emirler bulunmaktaydı.

Çevreden edinilen bilgiler üzerine, uzmanlar özellikle ailenin en büyük oğlu Lalit üzerinde yoğunlaşmıştır. Lalit, geçmişte bir yangında ciddi şekilde etkilenmiş, bu olaydan sonra ya konuşma yetisini kaybetmiş ya da kendi isteğiyle konuşmayı bırakmıştır. Evin babasının ölümünün ardından, Lalit’in bir dini ayin sırasında aniden konuşmaya başladığı, bu sırada emirleri babasının ruhundan aldığını iddia ettiği öğrenilmiştir. Lalit, bu “ruhsal” emirleri aile bireylerine ileterek onların bu talimatlara uymasını sağlamış, zamanla evin otorite figürü haline gelmiştir.

Aile, bu emirler doğrultusunda hareket ettikçe maddi durumlarının iyileştiğini ve işlerinin yolunda gittiğini görmüş, bu da Lalit’in sözlerinin gerçek olduğuna dair inançlarını pekiştirmiştir. Sonunda, yazılı talimatlardaki son ritüel uygulanmış ve trajik toplu ölüm vakası meydana gelmiştir.

Bu vaka, bireysel bir travmanın (yangın kazası) zamanla psikotik belirtilere (halüsinasyon, dini içerikli sanrılar) evrilmesi ve bu belirtilerin aile içi sosyal bağlar aracılığıyla kolektif inanç sistemine dönüşmesini göstermektedir. Lalit’in durumu, muhtemelen travma sonrası stres bozukluğu ile başlayan, sonrasında paranoid ve dini temalı sanrılar içeren bir psikotik bozukluğa ilerlemiştir.

Aile üyelerinin bu emirleri sorgulamadan kabul etmesi, sosyal psikolojide grup içi uyum, otoriteye itaat ve bilişsel uyumsuzluk mekanizmaları ile açıklanabilir (Festinger, 1957; Milgram, 1963). Ayrıca, ekonomik ve sosyal başarıların emirlerle ilişkilendirilmesi, psikotik inancın aile içinde “kanıt” gibi algılanmasına yol açmıştır.

Bu süreç, literatürde kolektif psikoz veya folie à plusieurs olarak adlandırılan fenomenin çarpıcı bir örneğini sunmaktadır (Arnone et al., 2006). Burada, tek bir bireyin psikotik inançları, güçlü aile bağları ve kapalı grup dinamikleri sayesinde tüm gruba yayılmış ve nihayetinde ölümcül bir davranışla sonuçlanmıştır.

Sonuç olarak, Burari vakası, bireysel travmanın sosyal bağlamda nasıl kolektif psikoza dönüşebileceğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu tür vakaların önlenebilmesi için, bireysel ruh sağlığı sorunlarının erken tanı ve tedavisi kadar, grup dinamiklerinin ve kapalı sosyal yapıların da yakından izlenmesi gerekmektedir. Unutmayalım ki beden sağlığında erken tanı nasıl hayat kurtarıyorsa ruh sağlığında da erken tanı ve tedavi hayat kurtarmaktadır.

Kaynakça

Arnone, D., Patel, A., & Tan, G. M. Y. (2006). The nosological significance of Folie à Deux: A review of the literature. Annals of General Psychiatry, 5(1), 1-8.

Gönüllü Psikologlar Derneği (2021). Burari Vakası. https://gonullupsikolog.org/blog/burari-vakasi-

Festinger, L. (1957). A theory of cognitive dissonance. Stanford University Press.

Milgram, S. (1963). Behavioral study of obedience. Journal of Abnormal and Social Psychology, 67(4), 371–378.

Srivastava, A. (2019). The Burari deaths: Unravelling the mystery. Indian Journal of Psychiatry, 61(Suppl 4), S759–S764.

Yayınlanma Tarihi: 28 Ağustos 2025

author

Duygu Bıldırcın

Yazar

Twitter XLinkedIn