Travmanın Fizyolojisi: Bedendeki İzler

Travmanın Fizyolojisi: Bedendeki İzler
Tehlike anında verilen iki tepkiden bahsederiz: savaş ve kaç. Ancak sosyal varlıklar olarak bizim için bu tepkilerden çok daha öncesi vardır o da yardım istemek. Yalnızca psikolojik değil biyolojik bir refleks olarak da ilk önce güvenli bağlara yöneliriz.
Van der Kolk tehlikeyi algıladığımızda ilk olarak sosyal bağlılığın devreye girdiğinden bahseder. Sosyal bağlılık sistemi beyin sapında yer alan sinirlere bağlıdır, bu sinirlerden vagus –onuncu kafa siniri olarak da bilinir– yüz kaslarını, boğazı, orta kulağı, gırtlağı ya da yutağı hareket ettiren bitişik sinirlerle birlikte “ventral vagal kompleks (VVC)” adını alır (Van der Kolk, 2024). VVC tehlike durumunda mimik ve hareketlerle yardım çağrısını aktive etmemizde aracıdır.
Bir haftasonu arkadaşınızla birlikte yürüyüşe çıkmaya karar verdiniz ve ormana gittiniz; birden çalıların arkasından ufak bir hışırtı geldi, algılarınızı orada bir tehlike olup olmadığını tanımlamak için sesin geldiği tarafa doğru yönelttiniz. Boynunuzu hafifçe çalıların yönüne çevirdiniz, göz bebekleriniz büyüdü, kulaklarınız keskinleşti, en ufak kıpırtıyı bile hissedebilecek durumdasınız ve fark ettiniz ki gördüğünüz karaltı bir ayıya ait. Arkadaşınıza bakmak için kafanızı çevirdiğinizde onun geride kaldığını anladınız, belki siz bedeniniz düşüncelerinizin hızına yetişmeye çalışırken tempoyu arttırdınız, belki de arkadaşınız tanıdık birileriyle sohbete dalarken zamanın uçup gittiğini fark etmedi… Ancak şuan görüş alanınızda yardım isteyebileceğiniz hiç kimse yok. Bu durumda devreye giren sistem sempatik sinir sistemidir.
Beyin en az gelişenden en üst düzeye doğru sürüngen beyin, limbik sistem ve neo korteksten oluşur. Amigdalayı limbik sistemin duman dedektörüne benzetebiliriz, tehlikeyi algılar ve tehlike geçene kadar sistemi alarm durumunda tutar. Böyle bir durumda beynin üst düzey işlevlerden sorumlu kısmı olan neo korteks geri planda kalır, onun yerine hayatta kalmaktan sorumlu ilkel beyin devreye girer ve HPA aksı (hipotalamus, pituiter bez, adrenal bez) aktive olur. Hipotalamus CRH aracılığıyla hipofiz bezini, hipofiz bezi ise ACTH aracılığıyla böbrek üstü bezini uyarır. Böbrek üstü bezinden de hepimizin stres hormonu olarak bildiği kortizol salgılanır. Bunun sonucunda sempatik sinir sistemi devreye girer; kalp atışları, soluk alıp verme hızlanır ve tüm vücut tehlikeden kaçmak veya savaşmak için programlanır.
Arkadaşınızın geride kaldığını fark ettiniz; bir ayıyla göz göze geldiğinizde savaşacak ekipmanınız ve öncesinde böyle bir deneyiminizde yoksa bu durumda yapacağınız ilk şey kaçmak olur. Kanı parmak uçlarınızdan kalbinize doğru çeken, akciğerlerinizi maksimum kapasitede kullanmanıza olanak sağlayan sempatik sinir sisteminiz sayesinde daha önce hiç ulaşmadığınız bir hızla arkanıza bakmadan koşarsınız.
Bir süre koştuktan sonra ne kadar mesafe kaldığını kontrol etmek için kafanızı hafifçe çevirmeye karar verdiniz ve tam ayının geride kaldığını fark edip derin bir nefes aldığınız anda bir ağaca çarptınız. Ve artık ayıyla burun burunasınız. Kaçmak için ne vaktiniz ne de imkânınız var.
Jest ve mimikler aracılığıyla çevreden yardım arar, eğer ulaşamazsak sempatik sinir sistemini devreye sokar ve kaçmak veya savaşmak için gerekli tepkileri oluştururuz. Ancak bu da başarısız olduğunda, kaçmanın veya savaşmanın mümkün olmadığı durumlarda son çare sistemin çökmesi, bir diğer adıyla donma tepkisidir. Bu durumda devreye giren sistem dorsal vagal komplekstir (DVC). Van Der Kolk’a göre çökme ve bağlantıyı kesme; ishal ve bulantı gibi sindirim sistemini kapsayan semptomlarla bağlantılı olan parasempatik sinir sisteminin en eski parçası DVC’nin kontrolündedir. Bu sistem kalbi yavaşlatır ve solunumu yüzeyselleştirir. Farkındalığın sonlandığı ve fiziksel acının hissedilmediği bir noktaya gelinir (Van der Kolk, 2024).
Kaçma ya da savaşma stratejileri devreye girdiğinde atılan enerji, organizma büzüldüğünde ise çoğalarak sinir sisteminde hapsolur (Levine, 2013). Enerjinin atılamaması olay geçtikten sonra semptomların devam etmesine neden olur. Tehlike geçse de sempatik sistem aktif kalmaya devam eder, kortizol hormonu kronik ve kontrolsüz olarak salgılanır. Dışarıdan yersiz olarak görülen korkunun sebebi aslında sinir sisteminin kişiyi tehlikelerden koruma çabasında yatmaktadır. Amigdalanın tehlike anında çok önemli bir işlevi vardı; duman dedektörü gibi yangını haber vermek ve önlem alarak zamanında müdahaleyi sağlamak. Eğer bu dedektör yangın olmamasına rağmen çalışmaya devam ederse ne olur?
Sinir sisteminde sıkışan enerji kendini yeniden sahneleme ile gösterir. Levine’e göre ilk travmayı tekrar eden karmaşık durumlara yönelebiliriz ve bu yönelme bariz ya da gizli olabilir. Söz konusu yeniden sahnelemeler yakın ilişkiler, iş hayatı, tekrar eden kazalar ve başka tesadüf gibi gözüken durumlar ile ortaya çıkabilir. Bedensel semptomlar ya da psikosomatik hastalıklar yoluyla da meydana gelebilir (Levine, 2013). Yapılan bir araştırmada çocukluk çağı travması ölçek puanları yüksek olan katılımcıların düşük olan katılımcılardan daha yüksek psikosomatik semptom sıklığı puanı aldıkları görülmüştür (Köser, 2021).
Bu bedensel ve psikosomatik tepkilerin temelinde daha önce de bahsettiğimiz kontrolsüz ve kronik olarak salgılanan kortizolün yarattığı stresin sinir, bağışıklık ve hormonal sistemler üzerinde yarattığı etkiler yatmaktadır. Kronik stres içsel ve uyumsal bağışıklık yanıtını baskılar ya da düzensiz hale getirir. Bunu Tip I ve II sitokin dengesini bozarak, düşük seviyede kronik inflamasyon yaratarak ve koruyucu bağışıklık hücrelerinin miktarını, dolaşımını ve etkinliğini azaltarak yapar (Şar, 2018).
Hormonal sistem beyindeki duyguları deneyimlemek ve anlamlandırmaktan sorumlu bölgelerle sıkı bir ilişki içerisindedir. Aynı zamanda hormonal sistem ve duygu merkezleri, bağışıklık sistemi ve sinir sistemi ile de karşılıklı ilişki içerisindedir. Bu sistemler birbirinden bağımsız değil; bedeni dış etkenlerden ve içsel dengesizliklerden koruyan bir birim olarak faaliyet gösteren bütüncül bir sistemdir. Kronik veya akut olması fark etmeksizin stres yüklü bir uyaran varlığında sistemin yalnızca bir parçası değil tamamı etkilenecektir (Maté, 2003).
Buradan yola çıkarak bu sistemlerin tek yönlü değil karşılıklı etkileşim halinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu yaklaşım travmanın kişiyi neden kısır bir döngü içerisinde hapsettiğini de gösterir. Baştaki gerçek stres kaynağı ortadan kalksa dahi döngü tamamlanana kadar fizyolojik stres devam eder. Sonuç olarak travma anlık bir yaşantı değil; organizmanın bütün sistemlerini etkileyen bir süreçtir.
Kaynakça
Köser, M. (2021). Çocukluk çağı travması ölçek puanları yüksek olan üniversite öğrencileri ile ölçek puanları düşük olan üniversite öğrencilerinin psikosomatik semptom sıklığı ve duygu düzenleme güçlüğü açısından karşılaştırılması (Yüksek lisans tezi, İstanbul Gelişim Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü). İstanbul Gelişim Üniversitesi Açık Erişim Sistemi. https://acikerisim.gelisim.edu.tr/items/0324ca33-0edb-4ff7-afbc-cf06fcb091c3
Levine, P. A., & Frederick, A. (2013). Kaplanı uyandırmak: Travmayı iyileştirmek (Z. Yalçınkaya, Çev.). Butik. (Orijinal eser 1997).
Maté, G. (2024). Vücudunuz hayır diyorsa: Duygusal stresin bedelleri (D. Orhun, Çev.). İletişim. (Orijinal eser 2003).
Şar, V. (2018). Travmatik stres ve bedensel hastalıklar. Türkiye Klinikleri Journal of Internal Medical Sciences, 4(2), 1–5. https://doi.org/10.5336/internalmedsci.2018-62295
Van der Kolk, B. A. (2024). Beden kayıt tutar: Travmanın iyileşmesinde beyin, zihin ve beden. (N. Cihanşümül Maral, Çev.). Nobel Yaşam. (Orijinal eser 2014).
Yayınlanma Tarihi: 28 Ağustos 2025